15 Temmuz… Şimdi Ne Yapmalı?
By admin On 3 Aug, 2016 At 09:49 AM | Categorized As ÖZEL HABER, Manşet | With 0 Comments

 

Yıllar su gibi akıp giderken, söz uçuyor yazı kalıyor.

Hatırlayanınız vardır, kaset operasyonları ve tasfiyelerle dizayn edilmeye çalışılan 12 Haziran 2011 seçimlerine dair yazımızı şöyle bitirmiştik; “Toz bulutları kaybolup gittiğinde, altındaki bineğin at mı yoksa bir eşek mi olduğunu göreceksin…” 

Toz bulutları “kısmen” dağıldı ve hala göremeyenler için 15 Temmuz yeni bir basamak oldu. Tabi görmek istemeyenler için yapacak bir şey bulunmuyor; “Allah selamet versin” diye dua etmekten başka…

NE OLDU?

Ayan beyan olan şeyleri zaten biliyorsunuz, onları tekrar etmeye gerek yok. Geçmişi ise hızlıca özetlersek; 90’lı yıllarda ülkemize din eksenli “küresel bir proje” için pazarlık niyetiyle gelen emperyal güçlere gerçek alimler kapısını açmayınca ihaleyi başkaları aldı ve akabinde kendi çapındaki bu grup 5-10 yılda hem yurt içinde hem de yurt dışında devasa boyutlara ulaşan bir yapıya dönüştü.

Hemen her ülkede mantar gibi açılan okullar, Türk bayrağını dalgalandırıyorlar ne güzel işte, diyerek alkışlandı. Haliyle, bu yapının varlık amacı, bağımsızlığı, gücü ve devlette kadrolaşması hiç sorgulanmadığı gibi 2010 referandumuyla “yetmez ama evet” denilerek daha da perçinlendi.

Başlangıçta İslam’a hizmet niyetiyle gruba dahil olanlar ve çevresindekiler, daha sonra neye hizmet ettiği belli olmayan (aslında olan) bu yapının gücüyle adeta büyülendi ve gözleri gerçekleri göremez oldu. “Tedbir” adı altında işlenen haramlar, uyduruk fetvalar belki sadece kendilerini bağladı ama soru çalarak, adam ayarlayarak daha da kötüsü insanları haksız yere hapse atarak bir yerlere gelmeleri sonucu inanın çok ah aldılar.

Peki en büyük ah’ı kimden aldılar sizce?

Gözden kaçırılan en önemli nokta burası! En büyük ah’ı İslam’dan aldılar. DİD Projesi yani dinler arası diyalog, başka bir deyişle “dinin altına dinamit koyma” projesine hizmet ederek en büyük darbeyi İslam’a indirme yolunda (farkında olarak veya olmayarak) ilerlerken Allah cc. buna müsade etmedi.

Bir çoğumuz sanki siyasi hamlelerinden dolayı bu çukura düştüler diye düşünüyoruz ama asıl görünmeyen gerçek, yazının başında değindiğimiz gibi aldıkları “ihale” nedeniyle “iflas” etmiş oldukları gerçeğidir.

NE YAPMALI?

Henüz tehlikeyi atlatmadık evet ama herkesin dediği gibi kışlalardan gelecek tehlikeden bahsetmiyorum. Bu yapıyı içeride çökertince acaba her şey bitecek mi? Yetmez ama hayır, bitmeyecek! Eğer size bir maşa ile vurulduğunu düşünüyorsanız, sadece maşayla uğraşmak yetmez, asıl onu tutan eli de görmelisiniz.

13 Kasım 1918‘te emperyal güçlerin başlattığı işgal, 100 yıl geçse de farklı yöntemlerle devam ediyor. Dolayısıyla onları iyi tanımalı, bilmeli, bulmalı ve gereğini yapmalıyız.

Yazının tam da bu kısmını 4 Şubat 2001‘de yine aynı güçler tarafından şehit edildiğine dair ciddi şüpheler olan merhum Prof. Dr. M. Es’ad Coşan’a bırakalım. Kendisi bundan yaklaşık 20 yıl önce (1998 yılında) 28 Şubat’ın soğuk ve sert ikliminde, son derece cesur ve mertçe şöyle sesleniyordu vicdanlara:

“20. yüzyılda, maalesef İslâm ülkelerinin çoğu zayıf, çoğu fakir, çoğu geri kalmış. Esaret görmüşler, sefalet çekmişler, okuyamamışlar, ilerleyememişler, yükselememişler. Bunun vebali, sorumluluğu, suçu, zalimlerin, emperyalistlerin, sömürücülerin, uluslar arası şebeke ve çetelerin, gayrimüslim, hain ve düşman örgütlerinin büyük ölçüde… Çünkü müslüman ülkeleri ilerletmemek, batırmak, yok etmek için her türlü çareyi düşünüyor ve tedbiri alıyorlar. Müslümanların ayaklanmasından, uyanmasından, ülkelerine sahip çıkmalarından, yönetimi ele almalarından, istismarcı ve sömürücüleri dışa atmalarından; kuvvetlenip, birleşip emperyalizmi yenmelerinden; cihana hakkaniyeti, adaleti, hürriyeti, hakikati, saadet ve selameti, insaf ve merhameti, iman ve irfanı, zarafet ve fazileti hâkim kılmalarından korkuyorlar.

Bunlar uluslar arası çete! Bunların dinleri, imanları para, menfaat! Bunlarda hiç insaf yok, son derece korkunç, gaddar, zalim, pervasız, küstah ve hunharlar. Bunlardan her şey beklenir, her şer ve zarar, hatar ve hasar gelebilir. Bunlar silah satışı için sunî ihtilaf çıkarır, fitne çıkarır; halkları, kabileleri, milletleri, kardeşleri, komşuları birbirine saldırtır, kırdırır. Menfur emellerine engel olmak isteyenlere suikast yapar, çamur atar; milletine hizmet etmek isteyen hükümetleri devirir, milliyetçi idarecileri astırır, kestirir, karalar, yaralar, bombalarlar…

emperyal gucler

Bunlar bazen büyük uluslar arası kuruluşları; dinî, içtimaî, terbiyevî, hatta insanî kurum ve kuruluşları kullanırlar; maskeli, sinsi çalışırlar; kendilerine karşı çıkan ülkeleri, halkları, kişileri… uyutmak, bozmak, yıkmak, eritmek, köleleştirmek, yutmak… için çok yönlü, çok çeşitli, çok gizli usuller kullanırlar; okullar, kolejler, üniversiteler, hastaneler, televizyonlar, dergiler, gazeteler, klüpler, klikler, gruplar kurar, filmler çevirir, kitaplar, kasetler yayınlarlar. Bunların şerrinden, zararından kurtulmak için çok dikkatli, çok tedbirli, çok çağdaş, çok bilgili, çok hünerli olmak gerekiyor. (Editörün notu: düşmanın silahıyla silahlanmak…)

Çok ciddi, çok büyük bir uluslar arası savaş içindeyiz; sorun, var olmak sorunu. Düşmanı iyi tanımalı, dostlarla tam ve etkili bir iş birliği sağlamalıyız.

Sevgili yurdumuz, bölünmekten, yutulmaktan, yıkılmaktan nasıl korunacak? Halimiz, istikbalimiz, istiklalimiz, haklarımız, menfaatlerimiz, alacaklarımız, mutluluğumuz, nesillerimizin aydın ve güvenli geleceği nasıl sağlanacak?

mecGafleti, cehaleti, dalaleti, ataleti, nemelâzımcılığı, vurdumduymazlığı hemen bir kenara bırakmalı; milletçe, bütün iyi niyetli, milliyetçi, dürüst, mert insanlar el ele vermeli, sorunlarla çok yakından ilgilenmeli, herkes üzerine düşen ödev ve görevleri çok mükemmel yerine getirmeli…

Millet olarak her içtimaî faaliyeti millileştirmek, milli menfaatlerimize uygun olarak yapmak, yürütmek zorundayız; beceriksizlere, hainlere, fasıklara, kâfirlere, sömürücülere, ajanlara meydan vermemeliyiz.

İşi başkasına bırakınca olmadı, olmuyor, olmayacak!
(Prof. Dr. M. Es’ad Coşan, Mart 1998, Başmakaleler-2, s.454)

—-

Son olarak; unutmayalım ki biz kendimizi değiştirmeden Allah da bizi düzeltip değiştirmez. Öncelikle “siyasetinden ticaretine” kadar çok ciddi ve pozitif bir değişim geçirirek özümüze dönmeli, kendimize gelmeli, iyileri bulup onlarla birleşmeli ve asla gevşememeliyiz.

Bu hayırlı değişime ise Al-i İmran 137, 138 ve 139. ayetleri idrak ederek okumakla başlayabiliriz.

Medyaokuryazar.com / 03.08.2016

 

Leave a comment

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>


*